Bulutların maviliğinde,deli rüzgarın sessizliğinde ve güneşin bile yüzyıllarca tutsak edildiği bu virandaydım.
Sen gittin, adın ve sesin kaldı. Daha yirmi yaşındaydın, hayatının baharında.
Mutsuzluğun ve tükenmişliğin iklimindeyiz.
Kaleme aldığın aşk şiirini, sevgiline söylemesen de olur. Yani şiir yazmak için illaki de, sevgilin olması da gerekmez.
Kaç mevsim,yada Kaç şiir uzaktasın, bilmem ki...?
Ömür, dediğin su misali gibi akıp gidiyor. Harcanılan zaman değil, kayıp giden hayat.
Hangi gecenin Karanlığıydı, hangi sonbahardı yada zaman hangi zamandı, anımsamıyorum ama, yine sensiz zamanlardı anne!...
Papatyaların,güllerin, mor sümbüllerin, karanfillerin lalelerin cennet kokan havasında,kelebeklerin, kuzuların, turnaların Türkü söylediği ve Karacaoğlan'ın sevdalısına şiirler yazdığı ırmak boyunda...
Adına insan denilen varlık.Hatta varlığın ötesinde, çok bilinmeyenli bir denklem.
Adımın radyolarda geçtiği günlerdi.Sıradan bir kanun kaçağıydım. Ama şiirler yazardım, Türküler okurdum... Belki de, tek farkım buydu.
Her acıya alışıyor insan zamanla, yada alışmış gibi yapıyor.
Nisan yağmurlarının ortasında,gökyüzünün yalancı baharında...
Bu bağlantı sizi https://www.imzagazetesi.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.