Yerelde yazıyorsak da genel sorunlar hepimizi yakından ilgilendirir, hele bu memleket sorunu ise susmak vatan hainliğidir.

Bir kere yazıya başlamadan hemen belirtmek isterim ki: Cennette cehennemi yaşıyoruz. Bekleyin yanlışsam yine bu sayfadan özür de dilerim.

Cenneti gidip görmedik ama tanımlarından çıkarıyorum öte yanda cennet varsa bu vatan gibi bir yerdir. Yeşillik, deniz, orman, gıdaların her türlüsü, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri,  bir günde dört mevsim yaşayan bir vatan parçasına cennetten başka bir ad bulamıyorum. Peki bu cennette yıllardır biz neden cehennemi yaşıyoruz?

Cevabı en kolay bir sorudur, bu memlekette cehennemi yaşıyorsak oyun tahminlerimizden de büyük…

Şimdi yine “Serv Paranoyası” diyecekler ama vallahi değil, elin gavuru ne zaman ki elindeki cenneti kaybetti o gün bu gündür yanan kıçının acısıyla her türlü entrikaya başvurmaya devam etti, düşman ne yaptığını ve amacını iyi biliyor da bizi yönetenler ve bu memlekette yaşayan bizler bir türlü bu oyunu anlayamadık.

Oyun büyük kardeşlerim, her dönemde ülke yönetimine seçilenler ve kritik görev noktalarında olanlar bile asla tesadüf değildiler, mutlaka projenin bir yerinde oldular, vatanımızı düşmanın emellerine doğrultusunda yöneteceklerini söylemediler ama bilerek-bilmeyerek düşmanın yanında yer aldılar, kimi dünyalığını yapmak için, kimisi de zaten bizden değildi gerçek amaçlarına hizmet için oradaydılar.

Bazen bu egemenlerin tekerine çomak sokan devlet adamlarımızda oldular ve hala varlar Allah onlardan razı olsun zaten onlar olmasaydı ben bu yazıyı sizlere Türkçe değil ecnebi dilinde yazıyor olacaktım tabi bu entrikalardan sağ çıkabilirsek.

Çok laf sıkar, kısa ve öz:

Osmanlı’nın çöküşü, Çöküşten önce ve çöküş sırasındaki dönen dolaplara girmeyeceğim derin bir tarih bilgisi gerektirir ve beni aşar, Yeni  kurulan Türkiye Cumhuriyeti kuruluş sürecindeki gelişmeler için derin tarih bilgisine gerek yok dünyanın gözü önünde yaşandı ve bitti, işte asıl sorun o tarihten sonra başladı, dünyanın egemen sınıfı elindeki cenneti kaybedince ve o tarihlerde elinden bir şey gelmeyince taleplerini bir kağıda yazdı ve cebine koydu, Mudanya’da masaya yumruğunu vurarak mermeri paramparça eden küçük cüsseli dev adamlara : “Taleplerimizi bir kağıda yazdık ve cebimize koyduk, gün gelecek bu talepler kırdığınız o masaya yeniden konacak” gibi küstahça ama karalı bir duruşları halen devam ediyor.

Hatırlayın: Atatürk’e suikast, Menemen’de ki Kubilay olayı, Saidi Nurs-si isyanları ve ülkemizdeki diğer benzeri isyanlar, Mendereslerin asılmasında dönen dolaplar, Ermeni ASALA terörü, sağ-sol çatışmaları, mezhep kışkırtmaları, değişik adlar altında ülkemiz aleyhine kurulan terör örgütlerine maddi kaynak ve lojistik destekleri, bütün bunları yaparken de asla sahnede görünmeyip içimizden birilerini ustaca kullanmaları, buna en iyi örnek FETÖ ve PKK gibi terör örgütleridir. Ecevitlerin, Demirellerin, Özalların, Tansuların ve mesutların iktidarlarını şöyle bir düşünün, bu memlekette neler yaşandı neler…Bunlar devlet katında olanlardı Yaşayanlara sağlık , ölenlere rahmet diliyorum, Bu devlet insanları egemen sınıfın amaçları doğrultusunda iş başına gelmediler elbet, her birisi de devlet insanıydılar, ama bilerek veya bilmeyerek egemen sınıfın değirmenine su taşıdıklarına da şahit olduk, bunlar da projenin bir parçasıydı demek haksızlık olur ama yaşananlardan ve bu günlere gelmemizdeki katkılarına baktığımızda oyun ne kadar büyükmüş diyesim geliyor.

Yarım asırdan fazladır AB kapılarındaki beklememizde planın bir parçasıdır, bu utancı tarih yazacak. Son olarak ülkemize gelen göçmenler ve bunların finansmanını sağlayarak ülkemizdeki nüfus yapısını değiştirmeyi amaçlayanlar başı sıkışınca bir araya gelmesini bilen Türk toplumunun bu gücünü kırmak ve FETÖ gibi kalkışmalarda başarılı olmaları için yapılan çirkin bir yatırımdır.

Kısa kesemiyorum sevgili dostlarım oyun o derece büyük…